Eski bir inanışa göre Tanrının yarattığı dönemde, insan nasılsa 20-30 yıl yaşar sonra da bir dinazor gelip yer ve böylece ağrı çekmeden hayatını tamamlar diye düşünülürdü. İnsan sağlığının en yaygın ve en önemli sorunlarından biri olan ağrı çağlar boyunca dikkate alınmamış ve önemsenmemiş olsa da önemli hastalıkların habercisi. 21. yüzyılda ağrı artık başlıbaşına bir dal olarak kabul ediliyor ve başta Amerika olmak üzere pek çok ülkede hastalar ağrı uzmanlarınca tedavi ediliyor. Hayatımızdaki olumsuz etkilerini fark ederek ağrıyla mücadeleye karar veren ve bu alanda uzmanlaşan Dr. Ali İnanç Seçkin yaklasik on yıldır binlerce hastanın ağrısını gideriyor.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ndeki eğitimini 1996 yılında tamamlayan Dr. Ali Seçkin bir yıl boyunca aile hekimi olarak çalıştı. Ardından İstanbul Florence Nightingale Hastanesi’nde anestezi alanında uzmanlığını tamamlayan Dr. Seçkin, 1998’de araştırma yapmak amacıyla geldiği Amerika’da soluğu Mayo Klinik’te aldı. Ağrının insan sağlığı üzerinde oynadığı rolün önemine varan Dr. Ali Seçkin iki yıl boyunca yaptığı araştırmaların sonuçlarını uygulamaya koymaya karar verdi ve New Jersey Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yoğun bir asistanlık dönemine başladı. Ardından kendini Columbia Üniversitesi’nde ağrı tedavisi yaparken bulan Dr. Ali Seçkin halen Hackensack Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde anestezi uzmanı olarak çalışıyor. Dr. Seçkin ayrıca iki yıldır ağrı üzerine olan araştırmalarına devam ediyor.
AĞRI DOKTORU
Kendisini “ağrı doktoru” olarak tanımlayan Dr. Ali İnanç Seçkin, “Ağrı dünyanın en eski hastalığı ama onu keşfetmemiz binlerce yıl aldı” diyerek ağrının insan hayatındaki önemini ve tıp dünyasında ağrıya bakış açısının değiştiğini vurguluyor. Öyle ki kanser hastalığında bile uygun tedavi sayesinde hastalar yaşamlarına normal şekilde devam edebiliyor. “Eskiden kanser hastaları ağrılar içinde kıvranıp ölmeyi beklerdi. Artık bir yandan kemoterapilerini alırken bir yandan da günlük aktivitelerini sürdürüyorlar. İlaç ya da değişik cerrahi tedavi yöntemleri uygulanarak ağrı hissi ortadan kaldırılıyor.” diyerek belirtiyor Dr. Seçkin, ağrı alanında uyguladıkları tedavinin önemini ve sonuçlarının insan hayatını nasıl etkilediğini.
İHTİYAR HASTALAR
Kanser yanı sıra sırt, boyun, disk, sinir gibi ceşitli ağrı tiplerini de tedavi eden Dr. Seçkin’in hastaları her millet, yaş ve ağrı grubundan. Ağırlıklı olarak 40 ila 95 arası yaş grubu geliyor kendisine. Bugüne kadarki en yaşlı hastası 98, ameliyat ettiği en yaşlı hasta ise 94 yaşında imiş. Bir hastası 75 yaşında sörf kazasından sonra gelmiş, 80 yaşındaki diğer bir hastası ise raketbol oynarken incitmiş sırtını. “İnsan ömrü uzadıkça kemik sistemi bu yükü kaldıramaz oluyor ve belli dejenerasyonlar oluşuyor. Bunun sonucunda sinirlerin sıkışması ve yeni sinirler oluşması ağrıya sebep oluyor. İnsanları aktif tutmak ise yaşlanmayı geciktiriyor bir anlamda. Eski babaanneler yok artık. Oturacaksın, hareket etmeyeceksin demek yerine hayatlarını aktif tutacak şeyleri yapmalarını sağlamak gerekiyor. 80-90 yaşında insanların yeniden yemeklerini yapması, evlerini ve kendilerini temizleyebilmesi ve buna katkıda bulunmak son derece tatmin edici birşey.” diye anlatıyor hastalarına nasıl yön verdiğini. Hastaların ağrılarını giderirken psikolojilerini de iyileştirmeye çalıştıklarını belirten Dr. Seçkin, “İnsanların ağrısını gidermek ilahi birşey.” diyor.
TÜRK HASTALAR AMERİKAN SAĞLIK SİSTEMİNE YABANCI
Küçük bir Türk hastası grubu olduğunu belirten Dr. Seçkin bunu Türklerin büyük çoğunluğunun sağlık sigortasının olmamasına ve Amerikan sağlık sistemini iyi bilmemesine bağlıyor. “Burada doğup büyüyen kişi sistemin de içinde büyüyor, en ufak bir ağrıda doktora koşuyor. Türkler ise adeta sisteme dahil olmaktan korkuyor. Sağlık hizmetleri pahalı, ameliyat olursam nasıl karşılarım diye düşünüyor. Bunun sonucu olarak da ağrı sendromlarından korkuyor, geçmesini bekliyor. Ağrı büyük sinyal verdiğinde geliyor, o zaman da biraz gecikmiş oluyor.” diyor Türk hastaların ağrıya yaklaşımını anlatırken. Türk hastaların yaşadığı diğer bir zorluk da dil problemi Dr. Seçkin’e göre. İngilizcesi yeterli olmayınca doktora ya da hastaneye gitmekten de çekiniyor hasta. Oysa dil bilmemek ya da başka zorluklar da hastanın tedavi görmesi için engel değil çünkü hastane tercüman sağlamak zorunda. En çok sırt, bel ve boyun ağrısı şikayetiyle geliyor Türk hastalar. Özellikle ‘blue collar’ olarak adlandırılan fiziksel iş yapan kesim sırt ve kas ağrısı nedeniyle kendisine ulaşıyor. Dr. Ali Seçkin’e Türk hastalar en çok kulaktan duyarak ve tavsiye üzerine geliyor. Kimi gazeteden öğreniyor adını, kimi sigorta şirketlerinin listesinden buluyor, kimi de internetten ulaşıyor. Türk aile hekimlerinin yönlendirmesi ile gelenler yanı sıra hastanede karşılaşıp tanıştığı Türk hastaları da var.
İKİ ÜLKEDE DOKTOR OLMAK
Dr. Seçkin’e göre Türkiye ve ABD'de doktorluk yapmanın birtakım farklılıkları var. İki ülkenin de kendine ait bir sağlık düzeni olduğunu belirtiyor Dr. Ali Seçkin ABD'de bulunan bir hekim olarak. “Her ikisinin de kurallarını bildiğiniz zaman hastanıza daha fazla yardımcı olabiliyorsunuz. Burada maddi imkanlar daha fazla. Hastanın, sigorta şirketlerinin ve tabii devletin daha fazla parası var. Sonuçta burada sizi limitleyen maddi faktörler fazla yok. Özellikle New York’ta parası olsun olmasın gelen her hasta acil servis tarafından bakılmak zorunda. Doktorun hastayı ilk dört saatte görüp tedavi etmesi lazım.” diye söz ediyor Dr. Seçkin Amerikan sağlık sisteminin getirdiği olanaklardan. Pek çok hastanenin olduğu gibi Hackensack Üniversitesi Tıp Merkezi’nde de geliri düşük hastalar için bir klinik sistemi var ve Dr. Seçkin ayda bir kere orada hastalarını görüyor. Onlara da diğer hastalarla aynı tedaviyi uyguluyor. Farklı ülke ve kültürlerin ağrıya farklı yaklaşımları olduğunu ise şöyle ifade ediyor: “İlerleyen teknoloji ve yaşam standatlarının değişmesi yeni alışkanlık ve hastalıkları beraberinde getiriyor. Ayrıca burada hastalıklar daha farklı; değişik kültürler ve insan gruplarıyla çalışınca her toplumun ağrıya bakış açısının farklı olduğunu görüyorsunuz. Türkiye’de olduğu gibi hemen hemen bir ağrı anlayışı yok burada. Ortadoğulu bir hastanın ağrıyı kendisine ceza olarak görmesi ya da İskandinavların ve İrlandalıların ağrıyı küçümseyen yaklaşımı bunlara örnek. Hispanikler ağrıya daha dramatik yaklaşıyor ve onu daha görsel şekilde tanımlıyor.”
Dr. Ali İnanç Seçkin’in gelecek planlarının başında araştırmalarını sürdürmek ve mesleki başarısını artırmak geliyor. İşini çok seven Seçkin, her gün insanların ağrılarını gidermek için çaba sarfediyor. Kendisi de ağrılardan ve stresten uzak durmak için hastalarına önerdiği gibi ekzersizlerini yapıyor, bisiklete biniyor ve yüzüyor. Müziğe de merak duyan Seçkin ney ve trompet çalıyor. Dr. Seçkin’in hayatındaki en büyük ağrı kesici ise ikizleri.
Haber ve Foto: Melda Akansel



