Türk İhracatçısı ABD’yi Yeniden Keşfetmeli

Cuma, 27 Kasım 2009 22:54 Facebook'ta Paylaş
1980’lerden beri sürekli yükselen bir grafik çizen Türk ihracatı, global krizle birlikte yeni arayışlara yöneldi. Türkiye ihracatının yüzde 55 gibi önemli bir bölümünü Avrupa Birliği ülkelerine yaparken, ABD ticari partnerlik noktasında beklentilerin çok gerisinde. Türkiye’nin ABD’ye ihracatı 2008 yılı sonunda 4.6 milyar dolar oldu. Oysa ABD’nin 2008 yılı toplam ithalat rakamı 2,1 trilyon dolar. Top 15 ülkenin ABD'ye sattığı mal tutarı 1.5 trilyon tutarında. Geri kalan 600 milyar doları da aralarında Türkiye'nin de bulunduğu diğer ülkeler paylaşıyor. Dünyanın en büyük alıcısı olmasına karşın, dünyanın ihracatta en hızlı büyüyen ülkelerinden biri olan Türkiye ile ticari ilişkisinin zayıf olmasının nedenlerinden en önemlisi coğrafi uzaklık. Diğer konu ise ABD’nin İsrail, Ürdün ve Lübnan gibi ülkelere tanıdığı ticari ayrıcalıkları, Türkiye’ye tanımaması. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, Türkiye'nin ihracat stratejisini ve ABD pazarının önemini anlattı.

Global krizi de göz önünde bulundurursak, 2009 ihracat rakamlarında nasıl bir beklentiniz var?
Küresel krizin çok çabuk bir toparlanmayla sonuçlanmayacağını ve bir süreliğine dünya piyasalarında bir durgunluğa yol açacağını söyleyebiliriz. AB ekonomilerinde zaten ABD kaynaklı son ekonomik kriz öncesinde de bir yavaşlama görülüyordu. Krizle birlikte bu yavaşlama daha da artacaktır. Türkiye’nin ihracat toplamının yüzde 55’i ise AB’ye gerçekleştiriliyor. Bu nedenle AB’nin krize girmesi, elbette Türkiye’nin bu bölgeye yaptığı ihracatı olumsuz etkileyen bir gelişme olacaktır.

Bu dönemin Türkiye açısından kayıpsız atlatılabilmesi için, Türk şirketlerinin innovatif yeni üretim ve pazarlama teknikleri geliştirmesi ve daha da önemlisi alternatif dünya pazarlarında başarı sağlaması gerekiyor.

Türkiye'de ihracatçılar son 10 yıllık periyotta büyük başarı ve atılım gerçekleştirmesine rağmen, dünyanın en büyük pazarındaki payının küçük olmasını neye bağlıyorsunuz? Bu kriz dönemi ABD pazarına girişi biraz daha zorlaştırır mı? Ya da bir fırsat ortamı yaratır mı?
Türkiye ABD ile önemli bir müttefik. Siyasi açıdan önemli işbirliklerine imza atan iki ülkeden söz ediyoruz. Bununla birlikte ne yazık ki coğrafi olarak ABD ile Türkiye o kadar yakın iki bölge değil. Bu nedenle de Türkiye, ABD ile entegre bir bölgesel ekonomik birlik içerisinde değil. Oysa Türkiye, bir Avrupa ülkesi olarak Avrupa’nın tam da yanı başında yer alıyor. Bu durum da Türkiye’nin AB’nin Gümrük Birliği Anlaşması’na dahil olması ve Türkiye’nin siyasi olarak da AB’de yer alma hedefinin varolması gibi nedenlerle birleşince, Türkiye’nin ilgisini daha çok AB ülkelerine yöneltmesini getiriyor. Bildiğiniz gibi Türkiye bugün ihracatının yarıdan fazlasını AB ülkelerine gerçekleştiriyor. Ancak yeni dünya düzeninde artık tek bir bölgeye odaklanmak istenilen sonuçları vermiyor. Bu nedenle sizin de söylediğiniz gibi dünyanın en büyük pazarı olan ABD’yi, Türk ihracatçısı yeniden keşfetmelidir. Türkiye için bu dev ülkede önemli fırsatlar bulunmaktadır. İlerleyen yıllarda Türkiye ile ABD arasındaki ticaretin daha olumlu bir biçim alacağını düşünüyorum.

Tekstil, otomotiv gibi öncelikle sektörlerin ABD'de durgunluğa girmesi, Türkiye'nin ABD ihracat stratejisinde sektörel değişikliklere neden olabilir mi?
Türkiye her ne kadar tekstil ve otomotiv sektörlerinde yüksek ihracat gerçekleştirse de, Türk sanayisi yalnızca bu iki sektörden ibaret değildir. Biz her türlü sanayi ürününü dünya kalitesine üretiyor ve tümünü dünya pazarlarına ihraç edebiliyoruz. Türkiye’nin artık ihtiyacı olan şey küresel dünyada yeni pazarlama stratejileri geliştirmek ve yeni pazarlara açılmak. Bu nedenle ABD’nin tekstil ve otomotiv ithalat rakamlarının düşmesi, ABD’yi Türkiye için daha az önemli bir pazar haline getirmez. Aksine Türkiye’nin ABD’deki başka sektörlerde nasıl ihracat yapabileceği sorusunu akıllara getirerek, Türkiye’yi bir anlamda da teşvik eder.

Son 8 yılda dünya genelinde dibe vuran ABD'nin ülke prestiji, Obama'nın başkan seçilmesi ile bir nebze pozitif bir ivme kazandı. Sizin kişisel görüşünüz, siyasi değişimin ileriki yıllarda ekonomiye etkisi nasıl olur?
Obama’nın seçilmesi dünya ülkeleri halkları arasında, ezilenlerin bir başarısı olarak algılandı. Bu Türkiye’de de genel olarak aynı algılanma sürecinde gerçekleşti. Bununla birlikte Obama bir ezilmiş sınıf mensubu değil. Harvard mezunu, geçmişi başarılarla dolu, tamamıyla kabul görmüş bir seçkin portresiyle karşı karşıyayız. Bu nedenle Obama’nın başkanlığında ABD’den köklü siyasi ve ekonomik politika değişiklikleri beklemek çok doğru olmaz kanısındayım.

İhracat Türkiye'nin çarklarının dönmesini sağlıyor. Kriz döneminde, dolar kurunun da yükselmesi ihracatçıları Türkiye'nin kriz ortamında bir umut ışığı olarak nitelendirmek mümkün mü?
Döviz kurunun yükselmesi, ihracatımız için olumlu bir haberdir. Zira YTL uzun süredir aşırı değerliydi ve bu durum ihracatçımızın pahalı YTL ile üretim yapıp, ucuz döviz aracılığıyla satış yapmasına neden oluyordu.

Bu durum doğal olarak kârlılıkları minimize ediyor, ihracatı caydıran bir etki yaratıyordu. Döviz kurunun değerini bulması ihracatımız açısından motive edicidir. Diğer taraftan döviz kurlarının değerlenmesi ithalatımızı sınırlayarak yurtiçinde üretime olumlu katkıda bulunacaktır. Son dönemde düşük kurlar nedeniyle iç piyasa yerine dış piyasadan hammadde ve ara malı temin etmek iç piyasada üreticiler için bir dezavantajlı bir durum meydana getiriyordu. Kurların geldiği seviyelerden sonra bu dezavantaj kısmen ortadan kalkacaktır.

Ancak bu noktada kurların değerlenmesinin yanında önemli bir nokta daha vardır. O da ihracatçıların için kurların geldiği seviyeden çok kurların istikrar içerisinde olmasıdır. Spekülatif hareketler her türlü finans piyasasında olduğu gibi döviz piyasalarının içinde de vardır, bundan sonra da olacaktır. Ancak kurlarda yaşanan aşırı dalgalanmalar reel sektörün önünü görmesini zorlaştırmaktadır.

Bu konuda alınacak tedbirler, ihracatçılarımızın belirsizlik ortamından kurtaracak, geleceğe daha umutla bakmalarını sağlayacaktır.

İhracat yapan firmaları önümüzdeki yıl finansal anlamda nasıl bir ortam bekliyor?
Önümüzdeki belirli bir dönemde işçi çıkarmayan işletmelerin sosyal güvenlik primi ve muhtasar ödemelerinin belirli bir dönem ertelenmesi, enerji fiyatlarına, ekonomi normale dönene kadar yeni zam yapılmaması ve sanayicilere, enerji faturalarının ödenmesinde geçici kolaylıklar sağlanması sanayicilerimize az da olsa nefes aldıracak önlemler olarak sayılabilir.

Türkiye'nın en büyük ihracat partneri durumundaki Avrupa Birliği ekonomisinin durgunluğa girmesi, Japonya'nın da aynı ekonomik durgunluğu yaşaması, ABD'de benzer beklentilerin olması, alternatif pazar arayışını da anlamsız kılması mümkün mü? Normal şartlara dönülmesi için ön gördüğünüz ya da tahmin ettiğiniz bir süre var mı?
Her kriz muhakkak fırsatları da yanında barındırır. Örneğin krizle birlikte Avrupa firmaları büyük montanlı alışlar yerine daha küçük ölçekli siparişler verme yoluna gideceklerdir. İşte bu noktada coğrafi açıdan Avrupa'ya yakın olmamız ve lojistik imkânları sağlamamız açısından bu önem kazanabilir.

Çünkü Avrupa ülkeleri küçük siparişleri Orta ve Uzakdoğu'ya vermek yerine Türkiye'ye verip kısa zamanda daha kaliteli mal almayı düşünebilir. Bu nedenle 2009'da tekstil ve konfeksiyon sektörü başta olmak bazı sektörlerimiz için avantajlı durumlar ortaya çıkacaktır.

Bunun yanı sıra alternatif pazarlara yönelme konusunda gösterdiğimiz çabaları daha da arttırmamız gerekiyor. Son dönemde Türk ihracatçıları komşu ve çevre ülkelere daha fazla ilgi gösteriyorlar. Afrika pazarını büyük bir çekim merkezi olarak görüyorlar.

Kriz döneminde ana pazarlarımızın daralacağını öngörerek bu yeni yıldızı parlayan pazarlara daha fazla odaklanmanın zamanı gelmiştir. Eğer kriz geliyor diye endişeye kapılmak yerine pro-aktif bir şekilde önlemler alarak enerjimizi yeni pazarlara yöneltebilirsek bu krizi en iyi şekilde atlatmış olacağımıza olan inancımız tamdır. Ancak tam bir tarih vermek çok kolay değil, çünkü yaşanan kriz Türkiye merkezli bir kriz değil. Dolayısıyla gelişmiş ekonomiler sebep oldukları bu krize çözüm aramaya devam ederken bizim de Türkiye olarak hızlı hareket etmemiz ve bir an önce çözümler üzerine çalışmamız gerekmektedir.