Perde Arkasındaki Başarı

Çarşamba, 14 Nisan 2010 09:52 Facebook'ta Paylaş

Serol Ağazat yıllar önce kariyerinde yaptığı değişiklik sayesinde bugün Türkiye’nin önde gelen sanatçılarını Amerika’ya getiren büyük organizasyonların en önemli isimlerinden biri oldu. GNL Entertainment Inc. Amerika’nın genel yöneticisi olan Ağazat, İstanbul Üniversitesi’ne girdiği aynı yıl mağazacılık sektöründe çalışmaya başladı ama üç yılın ardından yapmak istediğinin bu olmadığına karar verdi.


Sonrası mı? Sonrası Türkiye’den Amerika’ya uzanan bir başarı hikayesi. Kolay olmayan bu süreçte çıraklık da var, otobüslerde sabahlamak da… Gelin bu hikayeyi ondan dinleyelim:


Bu işe nasıl başladınız?

1999 senesinde 3 yıldır çalışmakta olduğum mağazacılık sektöründeki işimi bırakmış ve boşlukta kalmıştım. Mağazada çalıştığım dönemde bir arkadaşım vasıtası ile Moonspell, Pentagram gibi konserlerde gönüllü olarak görev almış ve bu işin cazibesine çoktan kapılmıştım. Bu yüzden aklımda bu sektor hep vardı diyebilirim.  Ama gerçek anlamda bu işe başlayışımın enteresan bir hikayesi var. O zaman Türkiye'de  bu sektörün en önde gelen şirketlerinden biri Ahmet San Productions'dı. Bir şekilde telefon numaralarını buldum. Telefon ile aradım ve açan kişiye "Ahmet San ile gorüşebilir miyim?" dedim. Ne cesaretse? Adam haklı olarak “Kimsiniz?” dedi. Ben de beni tanımayacağını, benim orada çalışmak istediğimi, ofiste işe başlamak için başvurmak istediğimi söyledim. Şimdi iyi arkadasim olan, o zaman telefondaki sesin sahibi, Harun da bana, bu isin o kadar kolay olmadığını, şirkette toplam 4 kişi olduklarını ve sürekli değisen bir kadrolarının olmadığını anlattı. Fakat yazın yapılacak olan büyük stadyum konserlerinde gönüllü görev alabileceğimi söyledi. Bundan sonraki 4 ay her hafta ofise telefon açıp Harun ile konuştum. Benden bıkmışlardı artık. O yılki Metallica, Bryan Adams ve James Brown stadyum konserlerinde görev aldım. Bundan 2 ay sonra da Ahmet San'ın Prestij Müzik ile yaptığı ortaklık sebebiyle kadroya ihtiyaçları oldu ve ofise girdim. Yani Harun'un bana "Ofise alamayız ama konserlerde çalışabilirsiniz" dedigi günden 8 ay sonra ofiste onun yanındaki masada oturuyordum. 

Amerika macerası nasıl başladı?

2006 senesinde Türkiye'de yaptıklarından tatmin olmayan ve sektör ile ilgili yeni tecrübeler arayan bir haldeydim. Bu yüzden Amerika'ya taşınmaya karar verdim. 3 yıl Los Angeles'ta yaşadıktan sonra 3 ay önce New York’a taşındım. 
 
GNL Entertainment Inc. ile nasıl buluştunuz?

GNL Entertainment Inc.'in sahibi ve kurucusu Alp Çağrı Günal, Ahmet San döneminden benim çalışma arkadaşım ve o zamanki üst yetkilimdi. Ben 2003 senesinde şirketten ayrılmış ve Sertab Erener’in prodüksyon yöneticisi olarak çalışmaya başlamıştım. 2005 yılında Sertab Erener ile yollarımız ayrılmıştı. 2006'da Sertab Erener\ Alp Çağrı Günal  ile anlaşıp GNL Entertainment Inc. ile çalışmaya başlayınca ben hem Sertab Erener ile tekrar çalışmaya başladım hem de bu vesileyle GNL ailesine dahil oldum. 2006 yılının sonunda Amerika'ya gelmeye karar verince şirketin buradaki şubesini canlandırmaya ve burada organizasyonlar yapmaya karar verdik. Böylece GNL Entertainment Inc. Amerika bölümünün genel yöneticisi oldum. Halen de bu görevi surdurmekteyim. 

Şu an yaptığınız işten biraz bahsedebilir misiniz?

Burada yaptığımız iş en kısa anlatımıyla, Türk sanatçıların Amerika'daki organizatörlüğü. Yerli sanatçılarımız icin Amerika'da prestijli organizasyonlar yaparak, hem onların burada tanınmalarına katkı sağlamayı, hem de Amerika'da yaşayan Türkleri ve Türk sanatına ilgi duyan diüer toplumları bu etkinliklerde buluşturmayı amaçlıyoruz. Genelde işin tanıtımı ve yerel ağı ile ilgili tecrübeli bir ortağımız oluyor. Daha önce beraber iş yaptığımız DFH Entertainment gibi veya Sezen Aksu konserlerini beraberce yürüttüğümüz TurkofAmerica gibi. Biz işin prodüksyon kısmını üstleniyoruz ağırlıklı olarak. Yani sahnenin üstündeki ürünü hazırlamaya yönelik tüm aşamaları biz yönetiyoruz. Sanatçıların çalışma izinlerinin alınmasından, uçak ve otel rezervasyonlarına, salonların tutulmasından, teknik sistemlerin hazırlanmasına, kuliste içilecek sudan, son gün havaalanına gidilecek arabaya kadar tüm prodüksiyon öğeleri tarafımızdan düzenleniyor. İşin sahne önü kısmı, yani bilet satış, sponsorluklar, tanıtım, müşteri ilişkileri kısmını ise genellikle yerel tecrubesi bizden daha fazla olan, biraz once bahsettiğim o organizasyonda beraber çalıştığımız şirketlere devrediyoruz. Aynı zamanda onlardan prodüksiyonun her aşamasında da yerel destek alıyoruz. Tüm bütçenin finansmanı da ortaklarsa bu şirketler ve bizim tarafımızdan yapılıyor.

Şimdiye kadar yerli ve yabancı hangi sanatçılarla çalıştınız?

Ahmet San Productions ve Aykut Kutluel ile çalıştığım dönemde hemen hemen Türkiye'deki tüm büyük isimlerle çalıştım. Sertab Erener, Sezen Aksu, Özcan Deniz, Mahsun Kırmızıgül, Mustafa Sandal, Hülya Avşar ve şu anda aklıma gelmeyen daha bir sürü isim... Sonra ben 2002-2004 yılları arasında uzun bir dönem sadece Sertab Erener ile çalıştım. 2004-2005 yılları arasındaki freelance dönemimde de MaNga, Ogün Şanlısoy, Nil Karaibrahimgil ve Hande Yener ile çalıştım. Yerli sanatçıların dışında da Ahmet San ve GNL Entertainment'ın organize ettiği, Metallica, Bryan Adams, James Brown, Depeche Mode, Roger Waters, Suzanne Vega, Paul Anka, Emma Shapplin, Kim Wilde, Alphaville konserlerinde görev aldım. Amerika'ya geldigim günden beri ise yaptığım organizasyonlar Sertab Erener & Fahir Atakoglu konserleri (Carnegie Hall, Kodak Theatre), Duman Turnesi, Painted On Water (Sertab Erener & Demir Demirkan) Turnesi ve son olarak da Sezen Aksu Turnesi.

Bu işin zorlukları neler?

İnsan yönetmek başlı başına zor bir iş zaten. Eğer işiniz sadece sizle ilgiliyse, yani mesela ressamsanız işi tamamen kendiniz yaparsınız, artısıyla, eksisiyle sizin işinizdir ve tüm kontrol elinizdedir.  Prodüksiyon yapmanın bence en zor tarafı, çoğu işi fiilen sizin yapmıyor da yaptırıyor olmanız. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var tabii... Bu insanların içinde işini umursamayan, kendi standartlarına göre iyi bir iş çıkarsa bile sizin standartlarınıza göre beklentinizi karşılayamayan, ağır iş yapan, kötü iş yapan bir sürü kişi olabiliyor. İşin sonunda ise bu kurduüunuz yapının çıkardığı iş sizin işiniz olarak lanse ediliyor. Bu bence işin en zor kısmı. Burada da iyi ve sıkı kontrol, tekrar tekrar kontrol ve dikkat gerekiyor. Bu da hatırı sayılı bir stresi de beraberinde getiriyor.

Örneğin sanatçı ile sahne üstündeki enstrümanlarının listesi konusunda anlaşmışsınız. Bu listeyi eksiksiz sağlamalısınız. Bunun için bir firma ile görüşüp (özellikle de günümüzde bir iki e-mail vasıtasıyla hiç tanımadığınız bir adamla yazışıp) onay alıyorsunuz. Kredi kartı ile odemesini yapıyorsunuz ve konser günü o malzemenin oraya eksiksiz geleceğini umuyorsunuz. Genelde geliyor da (özellikle Amerika'da sektör oldukca gelişmiş olduğundan sürprizler daha az) ama gelmediyse, o gun orada sanatçıya "Kusura bakmayın, sizin davulun bir parçası eksik, firma getirmemiş, onların suçu" diyemezsiniz. Sizin suçunuzdur, siz işinizi iyi yapmamışsınızdır ve o an orada bunu telafi etmek zorundasınızdır.

Amerika’nın hangi eyaletlerinde daha çok organizasyon düzenleniyor Türklere yönelik?

Nüfusunun yoğunluğundan ve insanlarının etkinliklere katılımının fazla olmasından dolayı biz bugüne kadar en çok New York'ta iş yaptık.  Bunun dışında da Washington DC, Los Angeles, Boston, Houston, San Francisco, Seattle konser yaptığımız diğer bölgeler.

Amerika’da ve Türkiye’de organizasyon yapmanın farkları neler?

İşin genel fikri aynı. Fakat yapılış şekli tamamen farklı diyebilirim. Ben buraya geldikten sonra çok iyi bildiğimi sandığım mesleğimi neredeyse baştan öğrendim. Aslında geliş amacım da buydu. Türkiye'de bu sektör daha emekleme aşamasında. Tecrübeli şirket ve eleman cok az. Dolayısıyla iş yaparken bir yandan da işin standartlarını siz belirliyorsunuz. Burada cok kemikleşmiş bir sektör var. Sendikalar ve kanunlar ile tüm konularda standartlar belirlenmiş durumda. Bu da aslında bir diğer taraftan organizasyon işinde çok önemli olan esneklik öğesini ortadan kaldırıyor. Yani Türkiye'nin de Amerika'nın da zorlukları ve kolaylıkları var. Fakat burada tecrübeli ve işi bilen ekiplerin daha çok olmasından dolayı daha az nefes tükettiğimi söyleyebilirim. 

Organizasyonlarda Los Angeles ve New York Türkleri arasında herhangi bir fark gözlemliyor musunuz? Genel olarak burada yaşayan Türklerin, Türk organizasyonlarından beklentileri neler?

Hem de dev farklar var. İki ayrı ülke gibi. Los Angeles'ta yaşayan Türk vatandaşlarının büyük bir çoğunluğu 10-15 yıl önce buraya okumaya gelmiş ve yerleşmiş kişilerden oluşuyor. Bu ailelerdeki ikinci kuşak Türkiye'den ve gelişmelerden daha habersiz. Bizim etkinliklerimize ilgileri yok denecek kadar az. Dolayısıyla oradaki hedef kitle orta yaşın üzerindeki seyirci ve daha çok İstanbul Ermenileri. Onlar da 10-15 yıl öncesinin sanatçılarına, daha çok alaturka müzik icra eden sanatçılara ilgi gösteriyorlar. Fakat bu kitleyi de çok geniş bir yüzölçümüne yayılmış Los Angeles şehrinde bir araya toplamak çok zor. Bundan dolayı orada sadece büyük ve köklü isimler ile güzel organizasyonlar yapılabiliyor.

New York ise neredeyse tam tersi. Burada sürekli devinim halinde olan daha genç bir nüfus var. Şehrin yüksek enerjisinin de etkisiyle, eğlenceye ve etkinliklere katılmaya daha hevesliler. Bir de New York’ta çok küçük bir yüzölçümü içinde çok fazla insan yaşıyor. Sürekli Türkiye'ye gidip geldiklerinden dolayı yeniliklerden de daha çok haberdarlar. Bence bu yüzden New York’taki organizasyonlar daha başarılı geçiyor. 

Organizasyon işi ile ilgilenmeyi düşünenlere ne tavsiye edersiniz? Bu işten başarılı çıkmanın sırları neler?

Eğer çok uzun ve meşakatli bir çıraklık dönemine, otobüslerde, konser alanlarında, sahne altlarında uyumaya, stresli, hareketli bir iş yaşantısına hazır değillerse hiç başlamasınlar derim. Bu iş dışarıdan çok eğlenceli görünür. Fakat genelde göz boyayan taraf işin kendisinin eğlence sektörü ile ilgili olmasıdır. İşimiz eğlenceli değil demek istemiyorum fakat işin perde arkasında sürekli gülüp eğlenilen, şen şakrak bir ortam yoktur maalesef. Sadece perde önü öyledir.

Bu iş bence her iş gibi gönül verme işi. Eğer siz de, aylarca kafa patlatıp kurduğunuz sistemin tıkır tıkır çalışmaya başladığını gördüğünüz zaman haz duyuyorsanız, eğer siz de çalıştığınız sanatçı her sahneye çıktığında seyirciden gelen gürültüyle bütün yorgunluğunuzu ve stresinizi unutuyorsanız, o zaman bu işi yapmalısınız ve başarılı olmamanız için de hiçbir neden yok. Bunun dışında gereken tek şey tecrübe, o da bahsettiğim o uzun çıraklık döneminde kazanılan bir şey.