Avusturya'da Türk Politikacılardan Beklentilerimiz!

Perşembe, 01 Ağustos 2013 22:54 Facebook'ta Paylaş
Sinan Ertuğrul - Viyana - Avusturya siyasetinde şimdiye kadar edindiğim şahsi tecrübelerimi hiçbir bilimsellik iddası olmadan ifade etmeye çalışmıştım. Sonradan kimseye mahçup olmamak için adayların hepsini değil yanlızca  yakından tanıdıklarımı analiz ettim. Önceki yazımda İsmini andığım Alev Korun, Efgani Dönmez ve Birol Kılıç - ki kendisiyle görüşmeye ara verdik- ile şahsen tanışmışlığım ve muhabbetim var. Alev Korun'un adından en çok bahsedilen politikacı olması hem gerçek hem de acı. Gerçek çünkü Alev Korun Türk kökenli siyasetçiler içinde en aktif ve Türkleri ve Müslümanları aşağılamadığı için de tutarlı olanı. Ne yazık ki Efgani Dönmez'in temsil ettiği siyasetin seviyesi o kadar düşük ki, Türklere ve İslama hakaret etmemek bile başlı başına bir erdem sayılıyor. Bunu yapmadığı için Alev Korun tutarlı politikacı sınıfına giriyor.



Maalesef Avusturya'da sağından soluna seçilebilecek hiçbir siyasi parti yok. Ben eğer seçime gidersem sadece aday isimlerini seçip yazacağım ve parti kısmını boş bırakacağım.

Şahsi analize gerek kalmadan olmasını istediğimiz siyasetçiyi tarif edersem daha aydınlatıcı olacağı kanaatindeyim. Soru şu, ''Biz  nasıl bir siyasetçi istiyoruz?'' Bu soruya hem doğruluyarak (posisyon) hemde yanlışlayarak (negasyon) ile cevap verebiliriz.Yani 'nasıl bir siyasetçi istediğimiz' konusu aslında, 'nasıl bir siyasetçi istemediğmiz' noktasında saklı.

''Nasıl bir siyasetçi istiyoruz?'
' sorusuna doğrulayıcı bir yaklaşımla cevap vermek istemiyorum. Çünkü erdem, akıl, vicdan, ahlak gibi kulağa çok hoş gelen ama siyasetçi tarafında içi dolduralamayan kavramlar. Burda en önemli soru nasıl bir siyasetçi istemediğimizdir?


Eğer siyasetçi Türkleri ve  müslümanları bir seçmen olarak görüyorsa, ilk önce kendi toplumundan utanmamalı. Bu utanma durumunu biraz daha açayım. Türklerin ve müslümanların dillerinden, kıyafetlerinden, dininden, adetlerinden yani  onları onlar yapan özelliklerinden toplum  önünde rahatsız olmamalı. Ve mümkünse bu gibi konuları aşağılamamalı. Eğer bunu yapamıyorsa sadece susmalı hiçbir beyanda bulunmamalı. Biz de bundan dolayı onu adam zannetmeliyiz.

İkinci olarak, yaptığı siyaset seçmenlerinin taleplerini siyasete taşıyan bir amacı olmalı. Siyasi partilerinin siyasi propaganda uzantıları olmasınlar lütfen. Bizi dinlendirmek yerine biraz bizi dinlesinler.

''Seçmen ne istiyor, ne istemiyor,'' onu iyice  anlasınlar. Bunun içinde öyle  pahalı anketlere, eğitici gazete yazılarına gerek yok. En yakın akraba ve arkadaş çevresinden başlasınlar,  insanlarla konuşsunlar. Bunu  yaparken de konuştukları kadar insanları dinlesinler (insaları  dinlemekten kastım, başarı dilekleri duymak değil).

Geleceğin siyasetçileri, bizim  Avusturya toplumunda temsilcilerimiz olacaklarsa, bizim ile ilgili yanlış bilgileri, önyargıları, iftiraları, haksız suçlamaları ile  doğru  bir şekilde öğrenmeli ve bizi ona göre ifade etmeli. Ne yazık ki şimdiye kadar yaşadığımız Türk siyasetçi tecrübesi, bize bunun tam tersini gösterdi. Avusturya toplumunda, medyasında ve siyasetinde Türkler ve müslümanlar bir sorun  olarak sürekli tartışıldı. Sürekli kimlik üzerinden siyaset yapıldı. Genetik geri kalmışlık, iş hayatında sadece yardımcı işçi olabilen, az eğitimli, bunun sebebi de oryantel arkaik inançları olan sorunlu bir gurup olarak algı oluşturuldu. Bu zaten Avusturyalıların bizim  üzerimizdeki algısı.

Biz zaten bunu değiştirmek yani Avusturya toplumuna tam entegre olmak istiyoruz. Sorun şu ki, Avusturyalılar bizim entegre  olmamızı istemiyor. Bunu da hem eğitim sisteminde, hem medyada, hem de siyasette sürekli yeni  şartlara uyum sağlayarak devam ettiriyorlar. İşin daha  korkunç  tarafı, bu yapılan ırkçı siyaseti daha  inandırıcı göstermek için şimdiye  kadar sadece içimizden kendi düşüncelerini kabul eden siyasetçiler seçtiler. İşte artık bunun değişmesi lazım. Toplumda yaşayan bir  gurubun ya da inanışın genel olarak aşağılanması sıradan bir  olay  olmamalı. Bu şekilde toplum olmanın gereği olan kadim insanı kodlar yani toplumsal dayanışma tahrip  edilmiş oluyor.

Türk siyasetçilerine kendi partilerinin yabancılar politikasını sorduğumda, en fazla bana bu konuda partisi ile aynı görüşte olmadıklarını söylebildiler. Benim için  bu cevap, benim  o adayı neden seçmem gerektiği hususunda tatmin edici değil. Daha önce üç aday tavsiye ettim ama bu  üç aday ben eğer Pazar günü seçime gidersem bir seçenek olacak. Yani beni  hala  hiç bir aday seçime gitmem gerektiği  hususunda ikna edebilmiş değil. Bu yazdıklarım siyasi  bir tespit. Seçmeni ilk önce seçime gitmesi için ikna etsinler sonra da  neden kendilerini seçmeleri gerektiğini. Bol şanslar.

Sinan Ertugrul
1 Ağustos 2013 - Viyana 

Sinan Ertuğrul'u twitter'dan takip etmek için @postmoderndeli