Öğrenciler Bir Haftalık Internet Orucuna Dayanamadı

Pazar, 20 Mart 2011 16:34 Facebook'ta Paylaş
Turk Avenue Özel - Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri ''İletişimde Yeni Teknolojiler'' dersi  kapsamında Google, Facebook ve benzeri sitelere girmeden, adeta internet orucu tutmaya çalıştı. Öğrenciler, bir hafta boyunca yaşadıkları bu deneyimleri, oluşturdukları günlüklerle paylaştı. Çıkan sonuçlara göre öğrencilerin büyük bir bölümü 1 haftalık internetsiz deneyimin ilk günlerinde interneti kullanarak oruçlarını bozmak zorunda kaldı.



Mobil teknolojilerin yardımı ile internet artık hayatımızın her yerinde elimizin altında. Akıllı telefonların ve sonrasında tablet bilgisayarların hızla hayatımıza girmesiyle birlikte artık kullanıcılar için internette bağlanmak yer, mekan ve zaman engellerini tamamiyle ortadan kaldırıyor. Internete ulaşmanın bu kadar kolay olmasıyla birlikte kullanıcıların interneti kullanma süreleri de o miktarda ortıyor. Örnğin, Google, yahoo gibi arama motorları ile her türlü bilgiye heran ulaşabilirken, Facebook, Linkedin gibi sosyal ağ sitelerini her yerden takip edebilir hale geliyoruz.  Peki hayatımız içinde internete ayırdığımız sure uzadıkça, ona olan bağlılığımız ne kadar artıyor?  

BİR HAFTALIK INTERNET ORUCU ÖĞRENCİLERİ ZORLADI
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri geçen hafta internete olan bağımlılıklarını test etmek için 1 haftalarını interneti kullanmadan geçirdi. "Internetsiz bir hafta" deneyini haftalar öncesinden öğrenen öğrenciler, gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra, geçen Pazartesi dünyaya açılan kapılarına kilit vurarak, internet orucu tutmaya başladı. 

Bu deneyi Türkiye'de ilk kez uygulayan İletişim Fakültesi öğretim görevlisi Ertan Turhan, bir hafta boyunca ders araştırmaları, bürokratik işlemler ve acil durumlar haricinde öğrencilerin internet kullanmadan bir hafta geçireceklerini söyledi. Ancak İletişim fakültesi öğrencileri, deneye başladıkları ilk saatlerden itirabern, özellikle Sosyal Ağ sitelerinden Facebook ve günlük sitelerinden Twitter’a giremedikleri için  sosyal çevreden ve haberlerden uzaklaştıklarını itiraf etti.  

Internetin adeta  bir virus gibi tüm benliklerini sardığını, "merak etme" ve "insanları gözetleme" gibi duygulardan mahrum kalmanın bir hayli zor olduğunu söyleyen genç iletişimciler, ders için bile olsa “internetsiz bir hafta” deneyinin bir hayli zor olduğunu söyledi.

“INTERNET KULLANIM SÜREMİZ UYANIK KALDIĞIMIZ SÜRE KADAR MI OLACAK?''
Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi Ertan Turhan, "İletişimde yeni teknolojiler" dersi öğrencileri ile yaptıkları deneyin amacının, kişilerin internete olan bağımlılıklarının boyutunu ondan mahrum kalarak test etmeleri olduğunu söyledi. Ertan Turhan, “1990’lı yılların ortalarında tanıştığmız internet, uzun yıllar ulaşması ve kullanması bir hayli zor bir teknoloji olarak hayatımıza yavaş yavaş girdi. Önceleri Web 1.0 çağını büyük zorluklarla atlattık. Bu dönemde kişisel bilgisayar olarak adlandırdığımız PC’ler hayatımızın evdeki yada iş yerindeki kısmını oluşturuyordu. 2000’li yıllarda ise web 2.0 çağıyla birlikte hem internete erişim hızımız arttı, hem de artık internet mecraları içinde bizler de bir sosyal kişilik olarak yer aldık.  Bu kişiliklerimiz internette Sosyal Ağ ve Sosyal Medya alanları olarak karşımıza çıktı.  Belki fark etmiyoruz ama mobil teknolojilerin ve özellikle 3G’nin hayatımıza girmesiyle birlikte artık internette geçirdiğimiz zaman neredeyse uyanık olduğumuz zaman kadar geniş yer tutmaya başladı.  Tabiki bunun bir bağımlılık yaratması  kaçınılmaz. Biz iletişimci öğrencilerimiz ile birlikte bu bağımlılığın sınırlarını kendimizde test etmeye çalıştık.  Deneyin sonuçları bir hayli çarpıcı çıktı,'' diye konuştu.

“INTERNETSİZ HAFTA'' DENEYİMİ İLE İLGİLİ ÖĞRENCİLER NE DEDİ?
Istanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi, “İletişimde yeni teknolojiler” dersi öğrencilerinin 1 haftalık deney ile ilgili günlerinden bazıları ise şöyle:

Ayça: “İnternetsiz yaşama hayır diyorum”
Bu hafta Bilgi Üniversitesi yeni teknolojiler dersimizde internette uzak bir yaşam sürmeyi denedik. Ben bunu başarırım diye düşünürken aslında internete nasıl kapıldığımı anladım. Internet orucuna rağmen, Facebook’a bir hafta içinde bir kaç kez girdim. Girme sebebime gelince kuzenim yurtdışında okuyor ve ona ancak oradan ulaşabiliyorum.Facebooka girincede diğer mesajlarda cevap verdim, itiraf ediyorum. Onun dışında Google' a bir kez bir telefon numarası bulmak için girdim.  Ancak fark ediyorum ki, internet bizim yaşantımızın bir parçası olmuş ve işin içinden çıkmak oldukça zor. İnternetsiz yaşama hayır diyorum.


Cengiz: “Pazartesi başladığım internet orucunu o gün bozdum”
Bu hafta internet kullanmadan bir hafta geçirecektik. Ne kadarımız bu konuda başarılı oldu bilemiyorum doğrusu ama ben başarılı olamayanlardanım. Pazartesi başladığımız internet orucunu, yine aynı gün bozmak zorunda kaldım. İlk başta tamamen mecburi olarak öğrenci sayfama girmem gerektiği için internete girdim. Bunu maillerime bakmam ve Facebook’a girmem takip etti.
Bu hafta internet kullanımına farklı bir şekilde yaklaştığım için, iyice anladım ki, intenet bütün hayatımızı sarmış durumda ve bir çok ihtiyacımıza cevap veriyor. Hayatımızdan interneti çıkarırsak aslında birşeyi hayatımızdan çıkarmış gibi oluyoruz. Onun yerine bir çok şey koymamız gerekir ki bu ihtiyaçlarımız karşılanabilsin.


Çise: “Internetsiz bir hafta deneyine 24 saat dayanabildim”
Benim internet orucum 24 saat sürdü. Ummadığım kadar kısa. Aslında kulağa basit geliyordu. "1 hafta internet kullanmamak." "Ne var ki bunda? Sanki annemizin karnından internetle mi doğdum" dedim.Fakat düşündüğüm gibi olmadı. İlk 24 saatte bile elim defalarca telefona gitti. Alışkanlık işte...
"Ben ne zamandan beri internetsiz yaşamıyorum ki?" diye sordum kendime. İnternete erişim kolaylığının beni bu duruma getirdiğini düşündüm. "Mobil yüzünden!" dedim. Yeni medyanın erişim kolaylığı sayesinde, internet hayatımın her alanına girmişti. Sürekli elimin altında olmuş, farketmeden kendine beni alıştırmıştı. Mobil sayesinde, nereye gitsem yanımda götürdüğüm bir rutin halini almıştı.

Gülşah Bengü: “Facebook'suz hayat, daha fazla hayat
Ben de internet çılgınlığının ele geçirdiği insanlardan biriyim. Gerek mobil olarak gerek evden sürekli internete bağlı olma ihtiyacını hayatımın bir parçası olarak görüyordum. Bazen saatlerimi internetin başında geçirdiğimi, hatta hiçbir hareket olmayan Facebook sayfamı yenilemeye başladığımı fark edip kaybolan ve boşa geçen zamanıma üzülüyordum; lakin bunun pek bir faydası olmuyordu.  
Peki, bir internet bağımlısını bilgisayardan uzak tutmak kolay bir şey mi? Elbette hayır! Bu deney eğer internette günde ortalama 6 saat geçiriyorsanız size 42 saatlik boş zaman olarak dönecektir. Bu sürede isterseniz benim gibi 1 kitap 6 film bitirin isterseniz dışarı çıkıp gerçek hayatın içine katılın. Ama kazandığınız onca saatin hayatınızda ne kadar önemli yer kapladığını bilin.

İlva: “Internetsiz hafta, teknolojinin insanın hayatı için ne kadar önemli olduğunu hatılattı”
İnterenette daha önce  facebook ya da twitter hesabım olmadığı için bu oruçtan fazla etkilenmedim ama  telefonla sipariş yemek  vermek yada adres tarif etmek hele benim gibi yabancı birinin bunu  dilinin döndüğünce yapmaya çalışması inanın o kadar zor ki.  İnternete girmediğim günlerde genel olarak televizyon ve telefon kullandım. Şunu söyleyebilirm ki bir teknolojinin yerini diğeriyle kapatmak çok zor.Aslında bu bir kaç günlük internet orucu teknolojinin insan hayatı için  ne kadar önemli olduğunu hatırlattı.

İlknur: “Merak etme ve gözetleme huyundan kurtulamıyorsunuz!”
İnternetsiz bir hafta deneyimi benim için 5 gün sürdü.  İlk zamanlar  hayatınızda bir şeyin eksikliğini duyar gibi oluyorsunuz, ama kalabalık arkadaş ya da insan topluluğunda bunu unutmak mümkünken, yalnızken akla gelen devamlı takibinizde olan ya da olduğunuz birileri ne yapıyor ya da ne yapmakta, merak ve gözetleme huyundan kurtulamıyorsunuz. Ben facebok fazla kullanmıyorum ama twitter'a merak sardığım için neredyse 3aya yakın bir sürede alıştığınız bir ortamdan aniden kopuş, ister istemez biraz zorluyor.Siteye bakman gerek ama yasaklısın, Yada internette gazete okuma alışkanlığınız varsa yani online olarak okuyorsanız, değişiklilerden haberdar olmanız zor. Bu arada  gazete sayfalarını çevirmeyeli neredeyse 1 yıl olmuş onu anladım. 5 günlük zaman diliminde  internetle aramda ki mesafe kedi-ciğer ilişkisinden öteye gitmedi de diyebilirim.Bilginin bu kadar yakınındayken onu kullanamamak gerçekten zor.

Kaan: “ Internet, adeta beynimizin bir bölümü gibi olmuş”
O kadar alışmışım ki internete, hayatımda o kadar önemli bir yere sahip olmuş ki, yemek yemeden, su içmeden belki 10-12 saat geçirebiliyorum ama internetsiz yapamadım. Çok ciddiye alarak başladığım internetsiz bir haftaya daha ikinci günde bozmuş oldum. Bilinçli olarak değil, tamamiyle alışkanlıktan. Adeta beynimizin bir bölümü gibi olmuş internet, ben bunu farkettim.  ''Semantik'' bağımlılığın bir sigara, uyuşturucu, alkol bağımlığından pek farklı olmadığını gözlemledim diyebilirim. Benim için internetsiz yaşam gerçekten imkansız. Elim, ayağım, kolum, bacağım, beynim, herşeyim olmuş. Bu deney internetin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamama yardımcı oldu. Umarım bir daha ayrılmayız.

Pınar:  “İnternetsiz haftada, telefonla yemek siparişi vermek işkenceydi”
Bu hafta, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi, “İletişimde yeni teknolojiler” dersimizde, interneti hiç kullanmadan yaşamayı ve sonucunda neler yaşayacağımızı gözlemlemeyi denedik. Öncelikle şunu sölemeliyim ki, bende sayısı giderek azalan facebook, twitter gibi sosyal ağları kullanmayanlar kulübünün bir üyesi olarak pek de fazla zorlanmadım.
 
Onun dışında internetten yemek sipariş eden biri olduğum için bu bir haftada bu işi telefonla halletmek durumunda kaldım ve telefonda siparişimi yanlış anlayan insanlarla uğraşmanın ne kadar zor olduğunun, internetten bu işin insanlarla iletişim kurmadan çok daha kolay halledildiğinin farkına vardım.
 
Benim için sosyal ağların eksikliği çok da fazla bir şey ifade etmiyor ama bir ödev yaparken, bir araştırma yaparken kütüphane kütüphane dolaşmaktansa internetten yararlanmak tabii ki benim de işime geliyor. Yani bir hafta boyunca interneti kullanmamak benim için çok da sancılı olmadı ama internetsiz bir yaşam derseniz bunu hiç kimsenin kabul edebileceğini zannetmiyorum…

Tülay: “Daha ilk saatlerde internet orucunu bozacağım belliydi”
Son yıllarda büyük bir kesim tarafından internet keyif amaçlı kullanılmasından çok bilgiye ulaşma aracı olarak görülüyor. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde  Ertan Turhan’ın TVJ 415 dersinde daha ilk haftasından ileriki haftalardan birinde internet orucu yapacağımızı konuştuğumuz andan itibaren böyle bir şeyi yapmamın mümkün olamayacağını biliyordum. Böyle düşünmemin tek sebebi yürürken, arabadayken, yemek yerken, dostlarla ettiğimiz muhabbetin arasında, evde dinlenirken, hatta uykudan uyandığım andan itibaren internetle birebir temas kurmamdan kaynaklanıyordu.
Daha ilk saatlerden bu orucu bozacağım belliydi. Damarlarımda bir virüs gibi dolaşan internete girme isteği elimi de kolumu da kendiliğinden harekete geçirmeyi başardı ve orucu bozdum.
Aslına bakarsak internetin telefonlarımıza kadar girmesi de enformasyon çağının başlamasında çok büyük etken oldu. Google’a, Gmail’e, Twitter’a ve Facebook’a girmeden duramayacağımı daha baştan bilirken, böyle bir orucun içindeyken bunları asla başaramayacağımı anladım.  

Aydın: Sosyal Medyasız hayat mı? Yok ben almayayım...
Geçtiğimiz hafta sorunlu da olsa çok enteresan bir tecrübe edinme şansını elde ettim. Bu dönem Bilgi Üniveristesi İletişim Fakültesi’nde aldığımız Yeni Medya Teknolojileri (New Technologies in Communication) dersi kapsamında bir proje başlatıp bir hafta internetsiz yaşamaya çalıştık. Beni az çok tanıyanlar şu an bu projenin beni ne kadar zorladığını tahmin edebiliyorlardır.
Bir aydır bir sosyal medya ajansında staj yapıyoruz. Dolayısı ile üçüncü gün ofise gittiğimizde bolca alay malzemesi olduk.Hepsini sineye çektim, dayandım.  
Sosyal medya ve internet bulaşıcı ve ilacı olmayan bir hastalık gibi. Eğer hiç bulaşmadıysanız sorunsuz bir şekilde yaşamınızı onsuz sürdürebilirsiniz. İnternetsiz yaşam artık imkansız sayılabilir ama Facebook ve/veya Twitter kullanmayan birçok arkadaşım var hala ve gayet memnunlar hallerinden. İtiraf ediyorum bazen onlara gıpta bile ediyorum. Eğer bir gün bu sosyal medya kimliklerimiz başımıza bela olacaksa onların başı ağrımayacak.    

 

Merve: Google olmadan asla !

Ah bu intenet ! Ne kadar da bizi bağlamış kendine.Ondan başka bir şey düşünemez olmuşuz. Şu 1 haftada yaşadığım “internetsiz yaşam” benim için zor geçti. Facebook’ta kim ne yazdı? Email geldi mi? Cevap veremeyeceğim! Asılda internet bizi içine almış. Gerçekten ilginç bir deneyimdi. Hadi diyelim bunları geçtik ama GOOGLE olmadan asla diyorum. Meğer birçok şeyi oradan öğreniyormuşum. Sıkı bir bağ kurulmuş aramızda da farkında değilmişim. 

 

Nil: Rahatımıza düşkünüz, biz internetten vaz geçemeyiz!

Alışkanlıklardan vazgeçilebilir. internetsiz kalınabilir ama niye kalalım? İmkan varken her işimizi artık internet ile yapıyorken alışmış olduğumuz bu rahatlıktan niye vazgeçelim? İnternet bankacılığı, alışveriş, iletişim... bu ve bunun gibi bir çok temel denilebilcek ihtiyaçlarımızı oturduğumuz yerden rahatça halledebilecekken neden internetten vazgeçelim? Kısacası internet hayatımıza yer etti ve bundan vazgeçmek bizi fazlasıyla yorar. Rahatımıza düşkün toplumlar olarak biz bundan vazgeçmeyi düşünmüyoruz bile...

 

Doğa: Ceza çeken küçük çocuk gibiydim.

Internetsiz haftanın sonuna geldiğimde gördüm ki bütün arkadaşlarım bu dertten muzdarip. İnternetsiz bir hafta çok sıkıntılı bir durum oldu benim için. Artık ceza çeken küçük çocuklar gibi heyecanla cezamın biteceği saati bekliyorum. Son sözlerim de Allah bir daha bizi bu hallere düşürmesin oluyor.

 

Renata: Internet sanal bir hapishane!

1 hafta rejim yapacağız ama ben bu rejimi farketmeden yapıyormuşum. Ders için bile olsa facebook'a kayıt olduğum anda kendimi kötü hissettim çünkü bir anda sanki benimde hayatım bu siteden ibaret olacak ve beni kendi avucunun içine alacak gibi hissettim. Çevrem olsun, tanıdığım tanımadığım herkes bir şekilde bu siteye kayıtlı ve takip ediyor. Başkalarını bu sitenin aracılığıyla izlemek belki hoşlarına gidiyor fakat kendilerinin takip edilmesi onların daha çok hoşuna gidiyor. Belki ben geri kalıyorum fakat ben kendimi böyle daha rahat hissediyorum. Kimseyi takip etmiyorum. Kimse beni takip etmiyor. Gerçekten sanal bir hapishane. İnsanlar kendilerini bu hapishaneye kendi istekleriyle giriyor. Ve girdikleri anda onun elinden kurtulamıyor. Biliyorum ki birçok arkadaşım bu rejimde zorlanacak ve rejimi bozacak. Benim öyle bir derdim yok.

 

 

Ayça M.: Facebook bilinçaltımızda yer etmiş.

Bilgisayarın başına oturduğumda bilinçsizce, sadece el alışkanlığından Facebook'a girmem; onun bilinçaltımda farketmeden nasıl bir yer edindiğini gösteriyor. "Bu yeri nasıl ediniyor?" diye düşündüğümde, Facebook diyeti sırasında ne konuda eksiklik duyduğumu, Facebook'un bana neyi verdiğini; yani nasıl alışkanlık haline geldiğini anlayabiliyorum.

 

 

Istanbul - Mart 2011